Mardin Artuklu Mimarlık

Ask me anything   Submit   Linkler   

“Mardin’de mimarlık var. Ama, bununla ne yörenin taş işçiliğinin kalitesi, ne kentin geleneksel mimarisi, ne de inşai çevrenin topografik çekiciliği kastediliyor. Burada Mardin’de olandan değil, olması hedeflenenden konuşuyoruz. Amaçladığımız, mimarlığı Mardin’le sınırlı kalmayan bir çerçevede ve kapsamda düşünme ve yapabilmenin koşullarını yaratmak. Dünyayı küçük bir kentin perspektifiyle görmek değil, yere sımsıkı bağlanmak hiç değil, yer ve zeminin kaçınılmaz kısıtlayıcılığından özerkleşme kararlılık ve enerjisini üretmek... Konuma ve onun aksi düşünülemez toplumsallığına gömülmek yerine, onların farkındalığıyla yeni dinamikler tanımlamak... Kısacası, Mardin’den bakmak ve herkesten çok kendi ufkumuzu açmak...”

twitter.com/mimarlikartuklu:

    HERMAFRODİT YAŞAMLININ GARİP BİR ANISI

    Herşeyini kaybetmiş biriyim artık. Annem-ya da babam mı demeliyim -o hainler tarafından katledildiğinden beri kendime gelemiyorum. Evet katledildi. Bu vahşete başka bir tanım yapamıyorum. Anne/babam bu kaosun ortasında kalmamam için beni mutfak lavabosunun giderine saklamıştı. Ama ben her şeyi gördüm. Burnundan garip ışıltılar saçan bir kız elindeki beyaz tozu komşumuz Vecihi’nin ölü bedeninin üzerine döktü. Yanında mavi bir gözlük takan kız söylemişti ona bunu yapmasını. Hayvanları gerektiğinde öldürebiliriz ama eziyet ederek öldürmek olmaz demişti halbuki. Bunları söylemesine rağmen burnunda ışıltısı olan arkadaşını durdurmadı. Her yeri o beyaz toza buladılar. Vecihi’ye olanları anlatmaya dilim varmıyor. O beyaz tozun küçücük bir zerresinin onun cansız bedeninin üzerine gelmesiyle vücudundaki bütün su dışarı boşaldı ve o, dakikalar içinde eriyip giderek yok oldu. Nasıl bir büyüdür ki bu, var olanı ebediyeten yok eder. Sonra mutfak tezgahında grandma’yı buldular. Kulakları sağır edercesine bir çığlık koyverip beyaz tozu hunharca serptiler grandma’ya. Hayatımda gördüğüm en korkunç manzaraydı bu. Kilitlenmiştim, olduğum yereden kıpırdayamıyorum. Kaçıp uzaklaşmam gerektiğini biliyordum ama yüreğimdeki acı o kadar büyük ve ağırdı ki altında eziliyordum. Hiçbir yere kımıldayamıyordum. Anne/babam yetişip beni saklamasalardı orada kalıp artık var olmamanın nasıl bir şey olduğunu iliklerime kadar hissedecektim. Uzunca bir zaman saklandığım yerden dışarı çıkmadım.Bilmiyorum, belki de günler geçti. Kafamı dışarı çıkardığım an artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını fark ettim. Yerlerdeki cansız bedenlerden geriye hiçbir şey kalmamıştı, sadece ışıldayan karolar görüyordum. İşte şu karo, Vecihi’nin cansız bedenine işkence edildiği yerin ta kendisi. Evimizin giriş kapısını da kapatmışlar. Demek ki duyduğum tıkırtıların sebebi buydu. Artık bir evim bile yok. Anne/babamı da katletmişler. Ailemden geriye bir ben kaldım. Paki şimdi ben ne olacağım? O beyaz tozlar yalnızca temas ettiği her şeyi yok edebilirken, peki bana hiç dokunmadan beni nasıl bir hiç haline getirebildi? Nefret ediyorum onlardan. Onlarda benim yaşadığım bu acıyı yaşasın istiyorum. İnsanoğlu nasıl bu kadar gaddar olabilir? Mülkiyet onlar için neden bu kadar önemli? Bu evi onların ırkından birinin yapması onlarında bu ev için para ödemeleri onları buranın sahibi mi yapar? Nesillerdir ailem burada yaşıyor. Bu evin ilk taşları dizilirken bile buradaydık. Burayı bizimde mekanımız yapmaya bunlar yetmez mi? Yoksa emek dediğin, söylediğinde ağızda kekremsi bir tat yapan, duyduğunda kulağını çınlatan beş para etmez harfler yığınından başka bir şey değil mi? Onlarca farklı insan yaşadı bu evde, herbiri hiç gitmeyecekmiş gibi -her daim burada yaşayacaklarmış gibi- kaldılar bu evde. Onların bu mülkiyetçiliği bizi mülksüz yaptı. Onlara inat gitmedim bu evden. Her akşam sessizce ikisini de izledim. Hergün nefret ettim onlardan. Fakat onları tanıdıkça onlara olan nefretim azaldı. Burnunda garip ışıltısı olan kız, her daim siyah kıyafetlere bürünen, boynundan şal eksik olmayan, sevimli, güzel yemekler yapan, diğer ev arkadaşından daha sakin bir kızdı. Gözlüklü olan ise kendisini odasına kapatıp kitap okuyup bir şeyler yazmak dışında hayattan pek de zevk almayan yürüyen bir iç sıkıntısıydı. Çabuk sinirlenir, sonra öfkesi saman alevi gibi hemen sönerdi. Kalabalıktan pek hoşlanmasa da sevdiği insanlara acayip bir bağlılığı vardı.

    Onları tanıdıkça sevmeme rağmen yine de burnunda garip ışıltısı olan kız elindeki beyaz tozla etrafa vahşet saçan kız, gözlüklü olan ise ona bu fikri veren kişiydi. Unutmak mümkün değildi ama hatırlamamaya çalışmak, işte bu mümkün görünüyordu.

    Haa! Şimdi bana sen kimsin diye soracaksınız. Ben insanların tiksinerek baktığı sümüklü böcek diye adlandırdığı karından bacaklı sınıfından bir yumuşakçalarım. Yani özetle bir yok kişi, bir mülksüzüm.

     

    Medyagül Akkuş’a ithafen.

     

    — 2 gün önce
    #suumeyye  #submission 
    MAU Mimari Proje 5 I. ara jürisi, 21 Ekim 2014 Salı günü saat 15.00’te başlıyor. Merak edenleri bekleriz.

You are invited to the first Review of the Architectural Studio 5, on the 21th of October, at 15.00pm.

    MAU Mimari Proje 5 I. ara jürisi, 21 Ekim 2014 Salı günü saat 15.00’te başlıyor. Merak edenleri bekleriz.

    You are invited to the first Review of the Architectural Studio 5, on the 21th of October, at 15.00pm.

    — 2 gün önce
    #etuncergurkas 
    Musakkanın Vatanı Yok!

    Mimari Proje 5 kapsamında, Uğur Tanyeli’nin “Musakkanın Vatanı Yok!” başlığı ile vereceği seminer, 30 Eylül 2014 Salı günü saat 17.00’de A4’te yapılacaktır. Herkes davetlidir.

    image

    — 3 notla 3 hafta önce
    #etuncergurkas 
    Mimarlık lisansüstü dersleri başlıyor

    Mardin Artuklu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Mimarlık Lisansüstü dersleri başlıyor..

    2014-2015 Güz Yarıyılı’nda altı ders, atölyeler ve çeşitli seminerlerle devam edecek olan programın dersleri ve saatleri şöyle:

    DERSLER:

    Türkiye’de Modernleşme ve Mimarlık, Uğur Tanyeli&Bülent Tanju [Perşembe 09.00-12.00]

    - İslam Düşüncesi ve Mekan, Halil İbrahim Düzenli&M. Fatih Kılıç [Perşembe 13.00-16.00]

    Mimari Tasarım Projesi 1 [“General Intelect” Mimarlıkta Emek Koşulları], Bülent Tanju&Pelin Tan [Çarşamba 13.00-17.00]

    Sosyal Teori, Bülent Diken [Pazartesi 11.00-14.00]

    Aşk, Adalet, Mekan, Zeynep Sayın [Çarşamba 09.00-12.00]

    - Eleştirel Araştırma Yöntemleri, Pelin Tan [Salı 09.00-12.00]

    ATÖLYE ÇALIŞMALARI: Markus Miessen, Jesko Fezer, Armin Linke vd.

    SEMİNERLER: David Harvey vd.

    İlgililer davetlidir…

    — 1 notla 3 hafta önce
    #halilibrahimdüzenli  #lisansüstüders2014  #lisansüstü 
    Mimarlık Yoluyla Toplumsal Şiddet | E-Dergi, Sanat Tarihi →
    — 1 notla 3 hafta önce
    #etuncergurkas 
    polis: Informality and Injustice in the Resilient City →
    — 3 hafta önce
    #etuncergurkas 
    BBC - Food - Occasions : Student food →
    — 3 hafta önce
    #etuncergurkas 
    Final stretch of New York's High Line complete →
    — 3 hafta önce
    #etuncergurkas 
    Serpentine pavilion 2014: the alien pod has landed ... on 14-tonne boulders – video →
    — 3 hafta önce
    #etuncergurkas 
    2014-2015 Kış Dönemi Diploma Projesi, İstanbul Tarlabaşı Bulvarı’nı, kentteki fiziksel ve sosyal konumunu ve dönüşümlerini mimari düşünceye aktarmaya ve bunu projelendirmeye yöneliktir.

Tarlabaşı Bulvarı’na ismini veren Tarlabaşı mahallesi İstanbul’un son yüzyıldaki değişimlerinin hem göstergesi, hem de aracıdır. Beyoğlu’nun arka bahçesi, ilk modern planlı kentlileşmesi sayılabilecek  “Nouvelle Ville”i (Yeni Şehir), yakın tarihli “kentsel dönüşüm” projelerinin başlangıç noktasıdır. Bölgenin azınlıklara ait evleri ya 1940’lardaki Varlık Vergisi sonucunda el değiştirmiş, ya da 6-7 Eylül olayları sonrası terkedilmiştir. En büyük fiziksel dönüşümünü1986 -1988 yılları arasında 370 binanın yıkılıp, Tarlabaşı Bulvarı’nın açılmasıyla yaşamıştır. Sekiz şeritli bulvar, kentin o dönemde yeni gelişmekte olan kuzey bölgesi ile tarihi yarımada arasında araç trafiği geçiş yolu olur. 
Ancak Beyoğlu’nu Tarlabaşı’ndan ayırır; yoğun kentsel doku adeta yarılır.
Tarlabaşı Bulvarı böylelikle keskin bir fiziksel ve aynı zamanda sosyal yarık haline dönüşür. Bulvarın iki tarafı farklı şekillerde fakat ilişkili olarak dönüşmeye başlar. Beyoğlu bir eğlence, kültür ve ticaret merkezi haline gelirken, Tarlabaşı bu kentsel ekonomiden yararlanmak isteyen düşük gelirli gruplar için yakın ve terkedilmiş ucuz konutları ile sosyal bir niş olur. Kente yeni göçerler için bir sıçrama tahtasıdır, bir geçiş mekanıdır. Bu transit yolun kenarı böylelikle transit bir nüfusa ev olur; 1950’lerde Romanlar, 1990’larda Kürtler, travestiler ve en yakın zamanda Afrikalılar. 
Yakın tarihli kentsel dönüşüm projesi ile bu sosyal dokunun dönüşmesi tahayyül edilmektedir. Bölgenin kentsel dokusu bir kültürel miras öğesi olarak yeni politik, sosyal ve ekonomik çerçeveler içinde kurgulanmıştır.  Proje, bu bölgeye yeni bir sosyal sınıf yerleştirilmesini öngörmekte; beş adanın binaları içlerinde yaşayanlar çıkarılıp yıkılarak, cepheleri ise bir miras öğesi gibi kullanılarak, yeraltı otoparklı, orta avlulu rezidans, alışveriş merkezi, otel ve içe kapalı konut sitelerine dönüştürülmektedir.
Bu proje çevresini etkilemekle birlikte, bulvarın farklı noktalarının farklı dönüşümleri gözlemlenebilir. Bulvar boyunca 1980’lerdeki yıkımın izleri halen görülebilir; bu yarık ile ilişkilenme çabaları ise devam etmektedir. Bulvarın üst çeperindeki İstiklal Caddesi ve çevresi ile ilişkisi halen sorunludur. Sakız Ağacı Caddesi, Kalyoncu Kulluğu Caddesi Pera’dan çıkar, Tarlabaşı Bulvarı’nda kaybolur; adeta bu yarığa düşer; diğer tarafta bambaşka bir kisveyle mahallenin içinden çıkarak Dolapdere’ye iner. 
Bulvar Tepebaşı’nda Refik Saydam Caddesi adını alarak tarihi yarımadaya doğru kıvrılarak inerken kentin topografyasının önemli bir parçası olur. Haliç’e doğru ufkunda Süleymaniye, Balat, Zeyrek, Valens Kemerleri belirir. Pera Palas, eski Kazablanka Gazinosu, Tepebaşı buradan İstanbul’u seyreder. 
Tepebaşı bu topografik konumu itibariyle gezinti ve seyir alanı olagelmiştir.1880’den itibaren Altıncı Daire’nin girişimleriyle içinde tiyatroları, göleti, gezinti alanları ile planlanmış bir bahçeyken- bulvarın açılmasından hemen önce 1984’de buraya inşa edilen kat otoparkı ve TRT binaları bu kentsel hafızanın izini yok etmişlerdir. 
Akan hızlı trafik, kenarındaki hafıza, kentlilik ve sonrasında gelişen yoksul yaşamı geçerken görünmez kılmıştır. Ancak, üzerindeki emniyet müdürlüğü binası ve uzun dönem özelikle bulvar kaldırımlarında yaşanan suç izleği ise kentsel çatışmanın uzantılarıdır; belki de görünmezin dışavurumudur. Hatta Tarlabaşı Bulvarı’nın böylesi bir tarihi, kentsel doku içinde açtığı yarık kimi zaman mekansallaşacak kadar geniştir—işgal edilip, bazen barikat ve çatışma alanına, bazen de törensel yürüyüş yoluna dönüşmüştür. 
Diploma Projesi, Tarlabaşı Bulvarı’nın açtığı bu tarihsel, kentsel ve sosyal izlek üzerinde işleyecektir. Proje, Taksim’den Unkapanı Köprüsü’ne kadar bulvarın her iki tarafındaki herhangi bir ya da birden fazla noktası, bulvarın kendisi, çeperleri, ilişkisi olduğu düşünülebilecek çevre alanları üzerine düşünce geliştirebilir.

    2014-2015 Kış Dönemi Diploma Projesi, İstanbul Tarlabaşı Bulvarı’nı, kentteki fiziksel ve sosyal konumunu ve dönüşümlerini mimari düşünceye aktarmaya ve bunu projelendirmeye yöneliktir.

    Tarlabaşı Bulvarı’na ismini veren Tarlabaşı mahallesi İstanbul’un son yüzyıldaki değişimlerinin hem göstergesi, hem de aracıdır. Beyoğlu’nun arka bahçesi, ilk modern planlı kentlileşmesi sayılabilecek  “Nouvelle Ville”i (Yeni Şehir), yakın tarihli “kentsel dönüşüm” projelerinin başlangıç noktasıdır. Bölgenin azınlıklara ait evleri ya 1940’lardaki Varlık Vergisi sonucunda el değiştirmiş, ya da 6-7 Eylül olayları sonrası terkedilmiştir. En büyük fiziksel dönüşümünü1986 -1988 yılları arasında 370 binanın yıkılıp, Tarlabaşı Bulvarı’nın açılmasıyla yaşamıştır. Sekiz şeritli bulvar, kentin o dönemde yeni gelişmekte olan kuzey bölgesi ile tarihi yarımada arasında araç trafiği geçiş yolu olur.

    Ancak Beyoğlu’nu Tarlabaşı’ndan ayırır; yoğun kentsel doku adeta yarılır.

    Tarlabaşı Bulvarı böylelikle keskin bir fiziksel ve aynı zamanda sosyal yarık haline dönüşür. Bulvarın iki tarafı farklı şekillerde fakat ilişkili olarak dönüşmeye başlar. Beyoğlu bir eğlence, kültür ve ticaret merkezi haline gelirken, Tarlabaşı bu kentsel ekonomiden yararlanmak isteyen düşük gelirli gruplar için yakın ve terkedilmiş ucuz konutları ile sosyal bir niş olur. Kente yeni göçerler için bir sıçrama tahtasıdır, bir geçiş mekanıdır. Bu transit yolun kenarı böylelikle transit bir nüfusa ev olur; 1950’lerde Romanlar, 1990’larda Kürtler, travestiler ve en yakın zamanda Afrikalılar.

    Yakın tarihli kentsel dönüşüm projesi ile bu sosyal dokunun dönüşmesi tahayyül edilmektedir. Bölgenin kentsel dokusu bir kültürel miras öğesi olarak yeni politik, sosyal ve ekonomik çerçeveler içinde kurgulanmıştır.  Proje, bu bölgeye yeni bir sosyal sınıf yerleştirilmesini öngörmekte; beş adanın binaları içlerinde yaşayanlar çıkarılıp yıkılarak, cepheleri ise bir miras öğesi gibi kullanılarak, yeraltı otoparklı, orta avlulu rezidans, alışveriş merkezi, otel ve içe kapalı konut sitelerine dönüştürülmektedir.

    Bu proje çevresini etkilemekle birlikte, bulvarın farklı noktalarının farklı dönüşümleri gözlemlenebilir. Bulvar boyunca 1980’lerdeki yıkımın izleri halen görülebilir; bu yarık ile ilişkilenme çabaları ise devam etmektedir. Bulvarın üst çeperindeki İstiklal Caddesi ve çevresi ile ilişkisi halen sorunludur. Sakız Ağacı Caddesi, Kalyoncu Kulluğu Caddesi Pera’dan çıkar, Tarlabaşı Bulvarı’nda kaybolur; adeta bu yarığa düşer; diğer tarafta bambaşka bir kisveyle mahallenin içinden çıkarak Dolapdere’ye iner.

    Bulvar Tepebaşı’nda Refik Saydam Caddesi adını alarak tarihi yarımadaya doğru kıvrılarak inerken kentin topografyasının önemli bir parçası olur. Haliç’e doğru ufkunda Süleymaniye, Balat, Zeyrek, Valens Kemerleri belirir. Pera Palas, eski Kazablanka Gazinosu, Tepebaşı buradan İstanbul’u seyreder.

    Tepebaşı bu topografik konumu itibariyle gezinti ve seyir alanı olagelmiştir.1880’den itibaren Altıncı Daire’nin girişimleriyle içinde tiyatroları, göleti, gezinti alanları ile planlanmış bir bahçeyken- bulvarın açılmasından hemen önce 1984’de buraya inşa edilen kat otoparkı ve TRT binaları bu kentsel hafızanın izini yok etmişlerdir.

    Akan hızlı trafik, kenarındaki hafıza, kentlilik ve sonrasında gelişen yoksul yaşamı geçerken görünmez kılmıştır. Ancak, üzerindeki emniyet müdürlüğü binası ve uzun dönem özelikle bulvar kaldırımlarında yaşanan suç izleği ise kentsel çatışmanın uzantılarıdır; belki de görünmezin dışavurumudur. Hatta Tarlabaşı Bulvarı’nın böylesi bir tarihi, kentsel doku içinde açtığı yarık kimi zaman mekansallaşacak kadar geniştir—işgal edilip, bazen barikat ve çatışma alanına, bazen de törensel yürüyüş yoluna dönüşmüştür.

    Diploma Projesi, Tarlabaşı Bulvarı’nın açtığı bu tarihsel, kentsel ve sosyal izlek üzerinde işleyecektir. Proje, Taksim’den Unkapanı Köprüsü’ne kadar bulvarın her iki tarafındaki herhangi bir ya da birden fazla noktası, bulvarın kendisi, çeperleri, ilişkisi olduğu düşünülebilecek çevre alanları üzerine düşünce geliştirebilir.

    — 1 notla 1 ay önce
    #bitirmeprojesi-2015-kis 
    MAU_AS5_Handbook →
    — 1 ay önce
    #etuncergurkas 
    Food, Mobility and the City | MAU Arch Studio 5

    Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde, 2014 Güz döneminde açılan projelerden Mimari Proje 5’in konusu belirlendi: ‘Yemek, Mobilite ve Kent: Mardin’de Tarım, Hammaddenin Dolaşımı ve Üretim Mekanı Olarak Fabrika’. Bu kapsamda, hammaddeden tabağa, fabrikadan pazara, ‘yemek’in mekansal dolaşımı, hareket patikaları keşfediliyor. Bu yolculuk esnasında karşılaşılan mekansal olanaklara, potansiyellere karşılık bulunması planlanıyor ve sonrasında güncel toplumsallığın, üretimin ve emeğin mekanı olarak fabrika tasarımı ele alınıyor.

    In the Fall 2014, at MAU, in the department of architecture, the content of one of the architectural studios, Arch Studio 5, is designated as: ‘Food, Mobility and the City: Agriculture, Mobility of Raw Material and the Factory as a Space of Production, in Mardin.’ In this context, from stock to a plate or from a production line to the market, the flow of food and mobility paths will be discovered. It is planned to give effective responses for various spatial possibilities and potentialities during this travel. Finally, as a contemporary space of sociality, production and labour, the design of factory will be discussed. 

    — 1 ay önce
    #etuncergurkas 
    Emergency Architecture: Temporary Camp / Acil Mimarlık: Geçici Kamp

    image

    image

    image

    image

    Mardin ve Çevresinde Güncel Mimarlık dersinde Mehmet Atlı ve Pelin Tan, Mardin’in yeni tamamlanmış otobüs garajına yerleştirilen 1000’e mültecinin gündelik yaşamları ile binanın fonsiyonlarının nasıl değiştiğini inceleyecekler. Garajın içine kurulan yemekhane, gönüllü öğretmenlerin kurmak üzere oldukları çocuklar için bir okul…ve yine çocuklar için bir mobil sinema kurulum aşamasında. Acil mimarlık durumunda, bina veya yerleşim tasarım fonsiyonları nasıl dönüşür? Acil ve basit müdahaleler nasıl yapılabilir? Mimarsız mimarlık pratikleri nelerdir? Belirlenmiş bir tasarım programı bambaşka amaçlara hizmet ettiğinde ya da farklı ihtiyaçları karşıladığında ne tür tasarım problemleri potansiyel oluşturur? Mekana dair bu geçici süreci nasıl arşivleyebiliriz? 

    Mehmet Atlı and Pelin Tan will be leading the undergrad studio “Mardin city and Contemporary Spatial Practices”. One issue is the arrival of around 1000 refugees settled in the newly built Mardin bus terminal. They eat, sleep, play..live there. A kitchen is installed. Voluntary teachers from Mardin are installing a school for around 400 children. An open cinema installation is coming up soon. Atlı&Tan with students will follow the process of interventions and installations in order to create support structures for emergency architecture. How a defined design program is intervened by a social impact? What kind of institutional structures reflect to design in emergency architecture? How to archive temporary architectural practices? Architecture without architects? What are the potentials of design in a temporary refugee camp?

    — 5 notla 1 ay önce
    #tanpelin  #mehmetatlı  #camp  #mardin  #2014lisans 
    The Architecture of Violence

    Eyal Weizman explains architecture’s key role in the Israeli occupation of Palestine and the evolution of urban warfare.

    http://urlji.com/2z3wf9

    image

    — 1 ay önce
    #ömerfarukgünenç  #palestine 
    What can ‘forensic architecture’ reveal about the conflict in Gaza? →
    — 1 ay önce
    #forensicarchitecture eyalweizman Gaza